top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıBurcu baş

Desenler



Annemin ve babamın beni yetiştirirken dokuduğu desen şu anda ki hayatımın büyük bir kısmını kapsıyor. Bu desenlerin bir çoğu işlenmiş ve kabul görmüş, bazıları yırtık bazılarıysa kopmuş durumda. Bana ait olmayan desenleri değiştirmeye, dönüştürmeye ya da yeniden oluşturmaya gittim. Bu oluşumlara bir de renklerimi kattım. Önce bembeyazdım. Bana işlenmeye çalışan desenlerden yırtılmış olanlar çevreden ve hatta biyolojik yapımda bulunmayan desenlerdi. Bunları fark edip yırtmak zor oldu. Kırmızıyı çok severim ama hangi tonunu? O sevdiğim kırmızı tonunu kendim bile tam anlamıyla bilemezken bana gül rengi işlenmeye çalışıldı. Sana ait olduğunu düşündüğün bir deseni ruhunda olandan farklı olduğunu hissetmek ve bunu yırtma cesareti kolay değildi. Ya eskiden sahip olduğum bana iyi gelmeyen desenlerimin rengini değiştirecektim, yırtacaktım veya öyle kalmalarına müsaade edecektim.


Bu desen seçimi bir bakıma ergenlik döneminde ki kişinin kimlik arayışına benzer bir durumdur. Kişi çoğu zaman ona işlenmiş desenleri reddeder, çoğu zaman da işlenmiş desenleriyle birlikte kendini bulma arayışına girer. İnsanın kendi desenlerini yaratması, renklerini kendi seçmesi zor bir süreçtir. Asıl zorlukta o sana uymayan desenleri fark edip dönüştürmeye çalışmaktır. Ya değiştirmeye çalıştığın şey tam da sensen? Ya da tonunu değiştirmeye çalıştığın renk tam da sana göreyse?


Sonra mavilendim. Kız olmak değil de erkek olmaya özendim. Etrafta hangi erkeği görsem bana göre çok daha rahatlardı. Sokakta oyun oynadıktan sonra eve dönme saatleri yoktu. İstedikleri zaman eve dönebiliyorlardı. Evet, bir dönem pembeyi reddettim. Pembeyle oluşturulan sakin, uyumlu ve sessiz desenlerini hiç sevmedim. Bu rengi yırtıp atmaya çalıştıysam da olmadı. Sanırım bende pembeden bir şeyler var.

Sonra siyahlandım. Sevdiğim erkek ile oluşturmuş olduğum tüm renkli desenlerim bir anda siyah oluverdi. Desenlerimin arasını öyle sıkı sıkıya bağlamışım ki o sıra üstüne yeni desenler dokuyordum. O dokuduğum rengarenk desenlerimi bir daha değiştiremem sanıyordum. Zaten sıkı sıkıya bağlıydı, zaten bir daha o desenlerden yeni bir desen oluşturmama gerek kalmayacaktı. Sıkı sıkıya bağlamak fazlaydı. Desenlerimin de bedenimin kaplı olduğu deri gibi aynı zamanda ruhum gibi nefes almaya ihtiyacı vardı. Bir süre sonra desenlerim simsiyah olmuştu, nasıl bir daha renklendirebilirdim ki? Oysa dokuduğum her desenimin seçtiğim her rengimin anısı, öğretisi, benden ve ondan bir şeyler vardı. Zamanla gördüm ki desenlerimin bağları açılmaya başladı. Aradaki bağlar açıldıkça siyahlaşmış yerler soluk bir renk halini almaya başladı. Sıkı sıkıya bağlamış olduğum desenlerin arası açıldıkça onlara uzaktan bakmaya başladım ve o desenlerin bana yeni desenler bıraktığını fark ettim. Yırtıp atmak istemedim, kalsın. Onlarda benim desenimdi.


Sonra renklenmeye başladım, işlenmiş ya da hali hazırda bulunan desenlerim her yaşımda değişmeye başladı. Aslında bu değişim ben istemeden de olsa gerçekleşiyordu. Çünkü çevrem değişiyordu, yeni insanlar tanıyordum, yeni kitaplar okuyordum, yeni yerler keşfediyordum. Arkadaşlarım değişiyordu. Çoğu arkadaşımla desenlerim tutmasa da ortak travmalarımız vardı. Desenlerimizin işleyişi farklıydı. Ben bir ön bir düz dokuduğum desenlerimde bazılarında hep düz gidilmiş olduğunu gördüm. En önemlisi de bazıları desenlerini keskin bıçak gibi keserken ben kalsın istedim.


Göz kendini göremez, aynaya ihtiyaç duyar. Kendimi tanımak içinde insanlara ihtiyacım var. Onlarla nasıl ilişkide olduğum, nasıl konuştuğum, nasıl karşılandığım hatta nasıl tartıştığım bile benim aynam oldu. Ama hep bir şüphe var. Gördüğüm şeyin ne kadar farkındayım. Gördüğüm şeyin kendimle olan bağlantısından ne kadar doğru bir sonuç elde edebilirim. Buradan hareketle yine içime, kendime soruyorum. Sanırım içime tam oturan renkler ve desenler olduğunda içimde hiç şüphe kalmaz. Bunu da ileri olgunluk veya yaşlılık dönemimde tam bir anlam ifade edeceğini biliyorum.


Burcu Baş


51 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page