Yanlış Numara: İnsan Zihni, İnanç ve Korku Üzerine P.K Film Okuması
- Burcu baş
- 28 Tem
- 4 dakikada okunur
Bir bebek dünyaya geldiğinde henüz kendisini tanımlayan etiketleri yoktur.

Hangi dine ait olduğunu, hangi milletten geldiğini, neyin doğru neyin yanlış kabul edildiğini bilmez. Kimden korkması, kime güvenmesi, neye inanması gerektiğine dair hazır cevaplarla doğmaz.
Bütün bunları zamanla öğrenir.
Ailemiz, kültürümüz ve içinde büyüdüğümüz toplum bize yalnızca dünyayı anlatmaz.. dünyaya nasıl bakacağımızı da öğretir. Nelerin kutsal olduğunu, nelerden utanmamız gerektiğini, neyin tehlikeli olduğunu ve kimlerin “bizden” ya da “öteki” olduğunu büyük ölçüde bu ilişkilerin içinde öğreniriz.
2014 yapımı PK filmi tam da bu noktadan hareket ediyor. Dünyaya dışarıdan gelen ve insanlara ait hiçbir kültürel kodu bilmeyen bir uzaylının gözünden oldukça temel bir soru soruyor:
İnandığımız şeylerin ne kadarı gerçekten bize ait, ne kadarı bize öğretildi?
Filmin başkarakteri PK yani peekay yani Hintçe "sarhoş", Dünya’ya geldiğinde insanların kurallarından, geleneklerinden ve dini ritüellerinden tamamen habersizdir.
Bu nedenle bizim “normal” kabul ettiğimiz pek çok davranış ona son derece tuhaf görünür.
Psikolojik açıdan PK’yi, henüz toplumun yargılarıyla şekillenmemiş meraklı bir çocuk zihnine benzetebiliriz. Bir çocuk gibi sürekli sorar:
“Neden?”
Kaybettiği kumandasını ararken insanlar ona aynı şeyi söyler:
“Tanrı’ya dua et. O sana yardım eder.”
Fakat PK’nin bilmediği bir şey vardır:
Hangi Tanrı’ya?
Nerede dua etmeli?
Nasıl dua etmeli?
Hangi ritüeli yerine getirmeli?
Bunun üzerine farklı dinlerin ibadethanelerini dolaşmaya, insanların yaptıklarını yapmaya başlar.
Filmin mizahı da burada ortaya çıkar. Çünkü dışarıdan gelen biri, bizim sorgulamadan kabul ettiğimiz davranışları sorgulamaya başladığında, alışkanlıklarımızın içindeki çelişkiler görünür hâle gelir.
“Yanlış Numara”: Doğru İhtiyacı Yanlış Yerde Aramak
Filmin en güçlü metaforlarından biri “wrong number”, yani “yanlış numara” kavramıdır.
PK, insanların Tanrı’ya ulaşmaya çalışırken korkuyu kullanan dini otoritelerin, katı ritüellerin ve birtakım nesnelerin arasında kaybolduğunu fark eder. İnsan aslında bir yere ulaşmaya çalışmaktadır ama araya giren başka şeyleri hakikatin kendisi zannetmeye başlayabilir.
Bu metafor yalnızca din üzerinden okunmak zorunda değil.
Çünkü hepimizin hayatında zaman zaman “yanlış numaralar” olabilir.
İnsan zihni belirsizliği sevmez. Çaresizlik, kayıp, ölüm, yalnızlık ve kontrol edemediğimiz olaylar karşısında kaygılanırız. Böyle zamanlarda bize kontrol hissi veren açıklamalara ve davranışlara daha fazla tutunabiliriz.
Bazen gerçekten ihtiyacımız olan şeyi fark etmek yerine, o ihtiyacı başka bir şey üzerinden gidermeye çalışırız.
Örneğin aslında sevilmeye ihtiyaç duyarken bir başkasının bizi tamamlamasını bekleyebiliriz.
İçten içe kendimizi yetersiz hissederken daha fazla başarıya, statüye veya tüketime yönelip “Biraz daha fazlasına sahip olursam sonunda değerli hissedeceğim” diyebiliriz.
Ya da içimizdeki katı ve cezalandırıcı sesi susturabilmek için kusursuz olmaya çalışabiliriz:
“Biraz daha başarılı olursam yeterli olacağım.”
“Hiç hata yapmazsam eleştirilmeyeceğim.”
“Herkesi memnun edersem terk edilmeyeceğim.”
Fakat burada önemli bir sorun vardır:
İçerideki bir ihtiyacı yalnızca dışarıdaki bir şeyle çözmeye çalışıyoruzdur.
Belki de PK’nin “yanlış numara” metaforunu kendi hayatımıza uyarladığımızda sormamız gereken soru şudur:
Ben aslında neye ihtiyaç duyuyorum ve bunu nerede arıyorum?
Etiketler Bizi Neden Bu Kadar Güvende Hissettirir?
Filmde dikkat çeken bir başka tema da insanların birbirlerini etiketleme biçimidir.
İnsan zihni karmaşık dünyayı anlamlandırabilmek için kategoriler oluşturur. “Biz” ve “onlar”, “iyi” ve “kötü”, “doğru” ve “yanlış” ayrımları dünyayı daha anlaşılır hâle getirir.
Psikodinamik kuram açısından bunun erken dönem savunma biçimlerinden biri bölme (splitting) savunmasıdır. Küçük çocuk, karmaşık duyguları henüz aynı anda taşıyamadığı için dünyayı zaman zaman “tamamen iyi” ve “tamamen kötü” olarak algılar.
Yetişkinlikte ise bunun daha karmaşık biçimlerini görebiliriz:
“Bizim tarafımız doğru, onlarınki yanlış.”
“Biz iyiyiz, onlar kötü.”
“Bizim gibi düşünüyorsa güvenilir, düşünmüyorsa tehlikeli.”
PK, bu ayrımların din, kültür ve kimlik üzerinden nasıl sertleşebildiğini gösteriyor.
Jaggu ve Sarfaraz’ın hikayesinde de bunu görüyoruz. Bir insanı gerçekten tanımadan, yalnızca ait olduğu düşünülen kimlik üzerinden onun nasıl davranacağını varsayabiliyoruz.
Çünkü bazen karşımızdaki kişiyi değil, onun üzerine yerleştirdiğimiz etiketi, önyargıyı, öğrenilmiş kalıpları görüyoruz.
Filmin en düşündürücü ayrımlarından biri de, PK’nin iki farklı Tanrı anlayışından söz ettiği bölümdür.
Bir tarafta insanı yaratan Tanrı, diğer tarafta ise insanın zihninde yarattığı Tanrı tasavvuru vardır.
Film burada önemli bir soru ortaya koyar:
Tanrı’ya ilişkin düşüncelerimizin ne kadarı inancımızdan, ne kadarı kendi korkularımızdan geliyor?
Psikolojik açıdan insanın kendi duygularını dışarıdaki bir varlığa yüklemesine projeksiyon(yansıtma) denir. Bu nedenle insan bazen kendi öfkesini, cezalandırılma korkusunu, kontrol ihtiyacını veya katı kurallarını Tanrı tasavvurunun içine de taşıyabilir.
(Bunu da bi insan kendine nasıl yapar? Şöyle.. Örneğin kötü bir şey yaşama korkusu olan bir birey, "Eğer bu ritüeli 3 kez yapmazsam veya tabağımda tek bir pirinç tanesi bırakırsam Allah beni cezanlandırır ve işlerim ters gider." gibi düşünebilir. Aslında kişi hayatın belirsizliğini kontrol edemediği için zihninde bir şartlı temas yaratır. Kendi kontrol ihtiyacını Allah'ın bir KURALI gibi kurgular.. böylece ritüeli yaptığında kontrolün yeniden kendisinde olduğu illüzyonuna sığınır.)
Böylece sevgi ve sığınma kaynağı olması beklenen inanç, zamanla yoğun bir korku ve suçluluk alanına dönüşebilir.
Burada film inancın kendisini değil, insanın inançla kurduğu ilişkiye korkunun ne kadar karışabileceğini sorguluyor.
Belki de Mesele İnanmak Değil, Nasıl İnandığımızdır
PK bana göre yalnızca din üzerine bir film değil.
Aynı zamanda insan zihninin nasıl çalıştığına dair bir hikaye.
Çünkü hepimiz dünyaya belirli ailelerin, kültürlerin ve hikayelerin içine doğuyoruz. Hatta o yüzden coğrafya kaderdir diyorlar.. Bize aktarılan bazı şeyler bizi koruyor, bazıları aidiyet veriyor, bazıları ise yıllar sonra bile fark etmeden hayatımızı yönetmeye devam ediyor.
Yetişkinlik ise belki de öğrendiğimiz her şeyi reddetmek değil... hangisinin gerçekten bize ait olduğunu yeniden düşünebilmek.
İlişkilerimizde, inançlarımızda, başarı arayışımızda ve kendimizle kurduğumuz ilişkide zaman zaman durup şu soruları sorabiliriz:
Bunu gerçekten ben mi istiyorum, yoksa böyle istemem gerektiğini mi öğrendim?
Bu seçimimin altında sevgi mi var, korku mu?
Gerçek ihtiyacım ne ve ben onu nerede arıyorum?
Belki de kendi “yanlış numaralarımızı” fark etmek tam olarak burada başlıyor.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı bütün cevapları bulmak değildir.
Bazen yalnızca, yıllardır doğru kabul ettiği şeylere yeniden bakabilecek kadar meraklı olabilmektir.
Tıpkı PK gibi.
Bir çocuğun merakıyla:
“Peki ama neden?”
Burcu Baş



Yorumlar